11 Haziran 2010 Cuma

Saraybosna

Başçarşı / Saraybosna, [13.07.2009, photo by hny ©]

Saraybosna'nın sokaklarında günün erken saatlerinde yürümek tutkusu insanı esir alıyor; Başçarşı'nın ortasından geçerek Ali Paşa Camii'ne doğru ilerlerken etraftaki küçük dükkanların vitrinlerine çörtenleri de önüne katarak yansıyan eski zaman silüetlerine göz ucuyla bakarak geçmişi ve bugünü düşünmenin yarattığı duyguları değil anlatmak kavramakta bile zorlanıyor insan! Yine gün batımından sonra aynı yolu yeniden alırken, cami ve minarelerden yükselen ezan sesine, şerefelerin etrafında oluşan halelere,  camlardan saçılan aydınlığa, Çeşme'nin etrafındaki insan kalabalığına defalarca bakarak başka bir dünyayı hayal etmek hüzün ve mutluluğun iç içe geçtiği farklı bir ruh hali yaratıyor.
Bosna kimsesiz midir? Bir ölçüde öyle olduğunu kabul etmek zorundayız. 6 Nisan 1992'den 14 Eylül 1995'e kadar süren savaşta insanlık dışı muhasara ve saldırıların hedefi olduğunda, "açık" bir dünyanın ortasında kapalı kalmış Aliya'nın temiz yüreği, samimi duaları olmasaydı bugün var olabilir miydi Bosna? Şimdi açık ve gizli kalmış sorunlarıyla boğuşan, yaşanılan büyük travmaların etkisini atamayan, hep bir iç endişeyle hareket eden ve nihayet bu zayıf haline karşın her yönden gelen telkine, savunma araçları olmasızın, maruz kalan Bosna'nın geleceği nereye varacak?
Priştina'dan Saraybosna'ya yarım asır önce gelin olduğundan beri, bir Türk olarak, kötü giden her şeyden kendine bir sorumluluk düştüğüne inanan Nimet Hanım'ın kaygılarını Boşnakların bir kısmı bile anlamakta zorlanıyorken, Bosna'nın geleceğini düşünmek kolay olmasa gerek...

Her gün sayısız tepside görünüp kaybolan boşnak böreğinin, kuru soğanla servis edilen köftesinin meftunu insanların Başçarşı etrafından akarken, ne düşündüğünü merak ediyor insan ister istemez.

0 yorum: