İyi şeylere vesile olmadıklarını söylemeyeceğim burada. Ama yıllarca yaşadığım bu ülkeye ilişkin bazı tespitlerimi yazmazsam, politikacıların unvan oburluğuna temas etmezsem üzerimde "hak kalır" diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Mesele şu: Fransız politikacılar eski Sovyet generalleri gibi omuzları, yetmedi göğüsleri üzerinde sayısız madalya, yanlış oldu, koltuk, makam mevki ya da her neyse, hepsini birlikte taşırlar. Muhtar, belediye başkanı, bölge meclis üyesi, rejyon(région) başkanı ya da üyesi, bakan vs vs bir çok seçimle gelinen makamı tek bir elde tutmaya bayılırlar. "Benim annem hem doktor, hem tamirci...ilahir" diye sayan küçük reklam çocuğu için tam bir replik olacak kalabalık unvanların peşinden koşarlar. Kuralları doğal olarak kendi aleyhlerine olacak biçimde değiştirmedikleri için de, Fransızlar genel, yerel, bölgesel vs bir çok seçim yaptığı halde her birinde aynı listelere daha doğrusu aynı adamlara ve az da olsa aynı kadınlara oy vermiş olmaktan başka bir iş yapmış olmazlar. Üstelik, Fransız politikacılar, bizim bazı politikacılar gibi indirilmedikçe yerlerinden kıpırdatılamadıkları için, gençlerin önü neredeyse tamamıyla kapalıdır. Fransız yönetici elitlerinin önemli bir kesimi, Devlet ve toplumun kaderini kendi yaşamları süresince ele geçirmiş başarılı göz boyacı tiplerden oluşur. Fransız politik yaşamında bir gelenek olarak devam eden koltuğa yapışma halinin çok eski kökleri olduğunu belirtmek gerekir. Fransa'da çok sayıda ihtilal olmasını, bir türlü koltuğundan kalkmayı bilmeyen politikacıların etkileri bakımından da analiz etmek faydalı olur sanırım!
Ne zaman seçimlere katılma oranı düşmüştür diye bir tartışma açılsa, politikacılar ağız birliği etmiş olarak halkın bu ilgisizliğini yüzüne vurur dururlar. Hiç biri, "bizi seçmekten yorulmuş olmalılar" demeye yanaşmaz. Gazeteciler de bu kumpasın bir parçası durumunda olduğu için, herkesin altan alta "gıcık" olduğu bu meseleyi gündeme taşımayı akıllarına bile getirmezler. Sosyal bilimciler için de bu bir sorun gibi görünmez. "Yukarıdakiler" biz bize kalmayı sevdiklerinden herkesin birbirini ömür boyu kollayacağı bu sistemde "yabancı"ları görmemeye kararlı olarak dünyanın hiç bir yerinde olmayan bu maskaralığı " à la française" diye nitelemekten de geri durmazlar.
"İçler-dışlar çarpımı" diye adlandırmak istediğim bu birbirini koruma kollama kuralına bağlı düzende, genç insanların ancak bir "piston" bulabilirlerse ilerleyip yükselebileceğinden, orta yaşı geçmeden bir seçimlik göreve gelme başarısını gösterecek birini bulmak da olanaklı değildir.
Yaşlı ya da az sayıdaki genç politikacıların bütün unvanları kendilerinde toplamak dışında bağlı oldukları ya da daha doğrusu korumakta yarıştıkları tek şey, aslında sürdürülmesinde bir yarar olmadığında herkesin uzlaştığı fransız konformizmidir.

1 yorum:
Bu Fransız işi politika nedense bana bizim üçlüyü hatırlattı. Danıştay, Yargıtay ve bu HSYK sürekli biçimde birbirlerine üye seçip duruyorlar. Herkesin bir diğerinin sırtını sıvaladığı bir triloji.... Bizde de herkes bunun yanlış olduğunu söylüyor ama değiştirmek için yine bu üçlüden izin almak gerektiği de belirtiliyor! Tam bir dilemma yani..
Yorum Gönder