University of Cambridge, [16.07.2010, photo by hny ©]
Bir kaç aylığına Cambridge Ünivesitesi'ndeyim. Cambridge, Londra’ya yaklaşık bir saatlik mesafede küçük bir şehir. Neredeyse sadece üniversite, alışveriş mağazaları ve konutlardan ibaret bu küçük şehirde, otuzun üzerinde "College"dan oluşan Cambridge Üniversitesi hem bilimsel hem de görsel bir fonksiyon görüyor. Çok sayıda ihtişamlı bina, kocaman park, bahçe ve içinde kürek çekilerek gezinti yapılan bir nehir. Her şey görkem üzerine bina edilmiş. Ancak bu görkemin devamı üniversitenin başarısına bağlı. Dünyanın en parlak ikinci üniversitesi. Sadece Cambridge Üniversitesi’ni gezmek, içinde fotoğraf çektirmek ve tam da bu zamanda yapılan mezuniyet törenlerini izlemek için gelmiş binlerce turist var her yanda...
Benim misafir olduğum Homerton College daha çok arnuvo yapılardan oluşuyor. Her yanı parklarla dolu olağanüstü geniş kampüsün dört bir tarafına serpiştirilmiş onlarca bina... İçinde spor alanları; golfden tenise, jimnastikten gördüğüm kadar karateye kadar her türlü ekip ve bireysel sporlar için gerekli alanlar ayrılmış.
Dindarlığının derecesi hakkında kimsenin bilgisi olmadığı İngiliz toplumunun Cambridge Üniversitesi’nin kolejlerine verdiği isimler ortaçağ Avrupasını yansıtıyor. Araya sıkışmış Darwin ve Keynes gibi isimler olmasa, Üniversitenin Kilise’ye ait olduğuna hükmedilebilir. Eğer bu yanılgıdan erkenden kurtuluyorsanız, bu ancak İngiltere’nin bir krallık olduğunu hatırlamaktandır!
Üniversite, başarılı olduğu fen ve sosyal bilimlerinin neredeyse hepsinde hak edilmiş bir ya da birkaç Nobel Ödülü’ne sahip. Öyle ki, University of Cambridge, 81 ödülle, bu ödülü dünya da en çok almış üniversite olmakla övünüyor. Doğal olarak bu durum her ülkeden dikkatlerin buraya çekilmesine neden olmakta.
Konuştuğum insanlar, şehrin neredeyse Üniversiteye ait olduğunu, Belediyenin ikinci sırayı ancak alabildiğini söylüyorlar. Bu durum, yönettikleri şehrin en yüksek sahip Avrupa Belediyeleri için İngiltere’ye özgü bir istisna. Sayısız ev ve dükkan, otopark, her türlü eğlence yerlerinin sadece sahipliğini elinde tutmakla kalmıyor, bu yolla şehrin bugününe ve geleceğine de karar veriyor Cambridge Üniversitesi. Rektörü Edinburg Dükü, yani Kraliçenin kocası olan Üniversite’nin bir kamu yani devlet üniversitesi olduğunu da belirtelim.
İngiltere’de ilginç bir üniversiter anlayış hakim anlaşılan. Dünyanın en iyi on üniversitesi arasında yer alan Cambridge gibi Oxford da kendi adını taşıyan başka bir şehirde. Her ikisi de Londra’ya yaklaşık bir saatli mesafedeki iki küçük şehir iki büyük üniversiteyi taşıyor. Ya da bu iki Üniversite adını taşıdıkları iki şehri var etmekle kalmıyor, güncelliyor, yönetiyor ve her iki şehri de Londra kadar dünyaya aşina kılıyor. Doğrusu bu kolay değil. Bizim ülkemizde üniversiteler hala şehirlerin etkisi altındadır. Kimsenin büyük üniversitelerimizi şehrin zenginliğinden ayrı düşünemediğini biliyoruz. Oysa burada şehirler üniversitelerin zenginliğinin ürünlerini devşirmekle meşgul. Uzun yıllar Fransa’da yaşadığım ve öğrenim gördüğüm için bu farkların Fransız ve Almanlar için de şaşırtıcı olduğunu biliyorum.
İngilizlerin içki düşkünlüğü bilinir. Ancak sadece tatile gelerek öğrenilecek olandan daha fazlası biraz yaşadıkça ortaya çıkıyor. Lokanta ve barların sunduğu içkilerin dışında, marketlerin üçte biri içki reyonlarına ayrılmış. Ayrıca sadece içki satan sayısız dükkanla karşılaşmak mümkün. Bu kadarına Kıta Avrupasında rastlamaya imkan yok. Öyle ki, turistlerin hepsi bu durumun farkında...
Bir toplumun özgüveninin zenginliğiyle paralel olduğundan kuşku yok. Ancak öğrenciler için durum biraz daha karışık gibi… Toplumsal, bireysel ya da her neyse o zenginlik türü olsun, bir de tarihsel birikimin oluşturduğu zihinsel ya da entelektüel zenginliğe ihtiyaç var. Aksi durumda, üniversitenin yüksek okul gibi sıradan bir “mekan” olması kaçınılmazdır.
Cambridge Üniversite’sinde bunların hepsi bir arada olmakla birlikte en çok da bu sonuncusu öne çıkmış gibi. Tören havasındaki toplantılar, görkemli salonlar, mütevazi yemekhaneler, hepsi teatral bir yan taşıyor. Bir süre sonra her şeyin yerli yerine oturduğu, modern toplumun ürettiği tüm sıradışılık kadar sıradanlığın da bir tarz olduğu anlaşıldığında, herkes rahatlamış ve üstelik Üniversite sizi bağrına başmış oluyor!

0 yorum:
Yorum Gönder