18 Aralık 2010 Cumartesi

Ali Fuat Başgil I


Handle so, dass du die Würde der Menschheit sowohl in deiner Person als in der jedes anderen jederzeit achtest und die Person immer zugleich als Zweck, nie als blosses Mittel gebrauchst!”

Agis de telle sorte que tu traites l'humanité, aussi bien dans ta personne que dans la personne de tout autre, toujours en même temps comme une fin, et jamais simplement comme un moyen!.

Gerek kendi kişiliğinde gerek diğer insanların her birinin kişiliğinde( tecelli eden) insanlığın şerefine daima hürmet edecek ve kişiden asla sırf vasıta olarak değil, (bilakis) daima aynı zamanda gaye olarak istifade edecek tarzda hareket et![Emmanuel Kant

Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, (d. 1893 - ö. 17 Nisan 1967 İstanbul), hukuk tarihimizin en parlak ve dikkat çekici şahsiyetlerinden biri ve belki de birincisidir. Samsunlu bir ailenin hayatı macera dolu çocuğu olan Başgil, lise öğrenimini Paris’de tamamlamak, Kafkas Cephesi’nde dört yıl subay olarak görev yapmak, yine Fransa’da hem hukuk hem de edebiyat doktorasını tamamlamak, bu arada Lahey Adalet Akademisi derslerini başarıyla bitirmek, İstanbul Hukuk Fakültesinde hem Anayasa Hukuku hem de İş Hukuku kürsülerinin kurucu olmak yanında gerçek bir entelektüel olarak yaşamış ve ayrıca 27 Mayıs cuntasına karşı mücadele etmiş,  Cumhurbaşkanı adayı olması üzerine Cunta tarafından tehditle adaylıktan vazgeçirilerek İsviçre’de yaşamaya zorlanmış hukukçu ve siyaset adamıdır. 


Çok sayıda bilimsel eseri yanında, 1950-65 arasında birçok gazete ve dergide makaleleri yayımlamış, toplum ve gençlik sorunlarına yakından ilgi duymuş, sosyal-psikoloji alanında birçok konferans vermiştir. On yıl kadar önce yakından incelemek fırsatı bulduğum kütüphanesindeki çok farklı eserleri içeren zenginlik karşısında, uğradığı haksızlıkları hatırlayarak, derinden bir iç çekmemek mümkün değildi. Fransızcası yanında çok iyi derece de İngilizce, Almanca ve Arapça bildiği açıkça görülmekteydi. 

İstanbul Üniversitesi Anayasa Hukuku Kürsüsünün kurucusu çift doktoralı Başgil, Fakülte’de doktorası bile olmayan birçok “kanun profesörü” 27 Mayıs Cuntası yanlısının saldırılarına maruz kalmıştı. 27 Mayıs darbesi öncesi DP hükümetini ve Başbakan Menderes’i kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemeye imkân verecek bir mekanizma yani Anayasa Mahkemesi kurmaya ikna etmeye çalıştığında, en büyük karşı çıkış 27 Mayıs Cuntasına yol gösteren meslektaşlarından gelmiş ancak darbeden sonra ilk işleri bir Anayasa Mahkemesi kurmak olmuştu.  Tarihsel ironilerin en ilginç örneklerin biri olan bu durum onun haklılığını gösterip ve saygınlığını artıracağı yerde, Milli Birlik Komitesinin 1961 yılında ilan ettiği 147’ler listesine alınarak üniversiteden uzaklaştırılan akademisyenler girmesine yol açtı.


Senatör seçilerek Cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıklayınca, 24 Ekim 1961 gecesi cuntacı Fahri Özdilek ve Sıtkı Ulay tarafından Ankara Garı’ndan zorla götürüldüğü Başbakanlıkta bazı Milli Birlik Komitesi üyesi subaylarınca "hayatınızı garanti edemeyiz" denilerek tehdit edildikten sonra Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilmek yanında Cumhuriyet Senatosu üyeliğinden de istifa ederek yurt dışına çıktı.

Ülkemizde hoşgörü kültürünün gelişmesine demokratik bir düzenin kuruluşuna olan inancı doğrultusunda yaptığı çalışmalar ve gösterdiği çaba karşılığını bulamadan hayata veda etti.  

(Ben de, Başgil'in kürsüsünde akademik hayata başlamış biri olarak, bu vesileyle kendisini rahmet ve saygıyla anıyorum.) 

Eserleri:
La Vie Juridique des Peuples (Belçika 1939)
Klasik Ferdî Hak ve Hürriyetler Nazariyesi ve Muasır Devletçilik Sistemi (1938)
Esas Teşkilat Hukuku Dersleri (3 cilt, 1940)
Türkiye İş Hukuku (1940)
Vatandaşın Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Müracaat Hakkı (1944)
Hukukun Ana Müessese ve Meseleleri (1947)
Cihan Sulhu ve İnsan Hakları (1948)
Türkçe Meselesi (1948)
Vatandaş Hürriyeti ve Bunun Teminatı (1948)
Demokrasi ve Hürriyet (1949)
Gençlerle Başbaşa (1949)
Vatandaş Hak ve Hürriyetlerinin Korunması ve Anayasamızın Eksiklikleri (2 cilt, 1960)
27 Mayıs İhtilâli ve Sebepleri (1963)
Din ve Laiklik

0 yorum: