Eski kitap satıcıları her zaman entelektüel kesimin ilgisini üzerinde toplar. Kuşkusuz herkesin ilgisi başka başkadır. El yazmalarına, sadece dini kitaplara, ilk yazmalara veya ilk baskılara ulaşmak isteyen sayısız meraklı vardır. Belki en asil tutkulardan biridir eski kitap düşkünlüğü.... Bir çok dilde eski kitap satıcılarının özgün isimleri vardır: Bizim çoğrafyamızda sahaf, Avrupa'da bouquiniste. Avrupa'da sadece Portekiz'de bizim gibi Arapça kökenli 'sahhaf' ismi kullanılmaktadır.
Matbaanın keşfinden önce kitaplar elle yazılır, bu işi, meslek edinen pek çok kişi bulunurdu. Bu eserlerin satıldığı sahaflar ilk olarak 14. yüzyılda Bursa'da, daha sonra başşehir olan Edirne'de ve nihayet İstanbul'da gerçekleşiyor. İstanbul'da ilk olarak Kapalışarşı'da pek çok sahaf dükkânı açılmış, daha sonra bunlar Beyazıt Camii avlusundan Kapalıçarşı’ya giden yol üzerinde toplanmıştır ki, bunlardan bir kısmı günümüzde de eski eserleri satmakta ve burası Sahaflar Çarşısı olarak bilinmektedir. Evliya Çelebi’nin Seyâhatnâmesi’nde 17. yüzyılda sahaf dükkanı sayısının 50, ulema hizmetinde bulunan sahaf esnafı sayısının ise 300 civarında olduğundan bahseder. Kapalıçarşı’daki sahaf dükkânları Birinci Dünya Harbinden sonra tamamen kapanmış, bunlardan bir kısmı Bâyezîd Camii avlusunda bulunan Sahaflar Çarşısına; bir kısmı da Bâbıâli Caddesi'ne taşınmıştır. Osmanlı döneminde sabit sahaf dükkânlarının yanında, gezgin kitap satışı yapanlar da vardır. Bu kimseler konak ve evleri dolaşarak kitap satarlardı. Aslında bugün de, bu işin meraklılarından geniş ilişkilere sahip olan bazıları, bulabildikleri nadir eserleri, yine "nadir" bulunan alıcılara ulaşarak yüksek fiyatlarla satmaktadır. Eski eşya veya eser toplayıcıların dünyası her yerde aynıdır. Söz konusu antika olunca, Londra, Paris ya da New York, hiç fark etmez, her zaman özel alıcılar vardır ve üstelik çoğu durumda bu alıcılar arasında sıkı bir iletişim ağı mevcuttur.
Osmanlı döneminde bütün esnaflar gibi sahaflarda, loncaya mensup olduklarından lonca kurallarına tabi faaliyet gösterirlerdi. Sahaflar aralarındaki anlaşmazlıkları halletmek ve devlet dairelerindeki işlerine bakmak üzere bir “sahaflar şeyhi” denen bir başkan seçerlerdi.
Günümüzde eski kitap merakı artık çok dar bir kesim içinde sürmektedir. Gerçekten "nadide" bir eserin sadece meraklıları tarafından anlaşılan bir değere sahip olması, özellikle eski yazı bilmeyenlerin bu minvalde söz ve hak sahibi olmalarını en baştan engellediğinden, bu tür meraklıların söz konusu eserleri gerçek değerinin çok üzerinden satın almaktan başka bir çareleri bulunmamaktadır.Ancak eski eserlerin artık "antika" değeri taşımakta olmaları bu defa hiç bir bilgi ve görgü sahibi olmayıp parası dolayısıyla mezat salonlarının ayrılmaz parçası haline gelen bir grup müteşebbis ruhlu zevatın da bunların peşine düşmesine yol açması, bu alanda bir kıymet ölçüsü oluşturmayı imkansız kılmaktadır. Ayrıca, resmi ya da özel müzelerin, özellikle mevzuatları dolayısıyla gözlerini buralardan ayırmamaları da oyun kurallarını derinden etkilemektedir.
Sahafların yakın zamanda sıklıkla yabancı ülkelere giderek oradan ülkemizle ilgili nispeten eski tarihli ama çoğu zaman hiç bir kıymeti olmayan kitaplar getirip sattıklarına şahit oluyorum. Kendi kütüphanemde yıllarca yurt dışında yaşamış biri olarak biriktirdiğim yabancı dildeki kitapların bazılarının aynı tarihli baskılarının bu sahaflar elinde ateş pahasına satıldığını görünce şaşırıp kalıyorum. Zira bütün bunları benim satın almak için ödediğim ücret ile buralardaki fiyatlar arasındaki uçurumun açıklanabilecek yanı yok. Örneğin Pierre Loti'nin "Aziyade" isimli romanının bendeki Fransızca ilk baskısına benim Paris'te ödediğim fiyat ile bizim sahaflardaki fiyatı arasında tam yirmi kat fark var.
Yine eski kartpostallar da aynı akıbete uğramış durumda... 19. yüzyılın sonları ya da 20 yüzyılın başlarında İstanbul'dan bir Avrupa şehrine gönderilmiş İstanbul fotoğrafı baskılı kartın fiyatı ülkemize getirildiğinde onlarca kat fazla artmaktadır ki, bu da anlaşılabilecek bir durum değil.

0 yorum:
Yorum Gönder