13 Haziran 2010 Pazar

Şu Fransız politikacılar!

İyi şeylere vesile olmadıklarını söylemeyeceğim burada. Ama yıllarca yaşadığım bu ülkeye ilişkin bazı tespitlerimi yazmazsam, politikacıların unvan oburluğuna temas etmezsem üzerimde "hak kalır" diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Mesele şu: Fransız politikacılar eski Sovyet generalleri gibi omuzları, yetmedi göğüsleri üzerinde sayısız madalya, yanlış oldu, koltuk, makam mevki ya da her neyse, hepsini birlikte taşırlar. Muhtar, belediye başkanı, bölge meclis üyesi, rejyon(région) başkanı ya da üyesi, bakan vs vs bir çok seçimle gelinen makamı tek bir elde tutmaya bayılırlar. "Benim annem hem doktor, hem tamirci...ilahir" diye sayan küçük reklam çocuğu için tam bir replik olacak kalabalık unvanların peşinden koşarlar. Kuralları doğal olarak kendi aleyhlerine olacak biçimde değiştirmedikleri için de, Fransızlar genel, yerel, bölgesel vs bir çok seçim yaptığı halde her birinde aynı listelere daha doğrusu aynı adamlara ve az da olsa aynı kadınlara oy vermiş olmaktan başka bir iş yapmış olmazlar. Üstelik, Fransız politikacılar, bizim bazı politikacılar gibi indirilmedikçe yerlerinden kıpırdatılamadıkları için, gençlerin önü neredeyse tamamıyla kapalıdır. Fransız yönetici elitlerinin önemli bir kesimi, Devlet ve toplumun kaderini kendi yaşamları süresince ele geçirmiş başarılı göz boyacı tiplerden oluşur. Fransız politik yaşamında bir gelenek olarak devam eden koltuğa yapışma halinin çok eski kökleri olduğunu belirtmek gerekir. Fransa'da çok sayıda ihtilal olmasını, bir türlü koltuğundan kalkmayı bilmeyen politikacıların etkileri bakımından da analiz etmek faydalı olur sanırım!

11 Haziran 2010 Cuma

Saraybosna

Başçarşı / Saraybosna, [13.07.2009, photo by hny ©]

Saraybosna'nın sokaklarında günün erken saatlerinde yürümek tutkusu insanı esir alıyor; Başçarşı'nın ortasından geçerek Ali Paşa Camii'ne doğru ilerlerken etraftaki küçük dükkanların vitrinlerine çörtenleri de önüne katarak yansıyan eski zaman silüetlerine göz ucuyla bakarak geçmişi ve bugünü düşünmenin yarattığı duyguları değil anlatmak kavramakta bile zorlanıyor insan! Yine gün batımından sonra aynı yolu yeniden alırken, cami ve minarelerden yükselen ezan sesine, şerefelerin etrafında oluşan halelere,  camlardan saçılan aydınlığa, Çeşme'nin etrafındaki insan kalabalığına defalarca bakarak başka bir dünyayı hayal etmek hüzün ve mutluluğun iç içe geçtiği farklı bir ruh hali yaratıyor.