Hukuk ile olgu(fait) arasındaki ilişki eskiden beri hukuk teorisinin gündemindedir. Hukuk üzerine düşünüldüğünde ‘olan hukuk’ ve ‘olması gereken hukuk’ arasında yapılan ontolojik ve semantik ayrım öne çıkmaktadır. Olgu üzerinde düşünüldüğün de ise, hukuk ve teamül ayrımı önem kazanmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, hukuk, fiili durumların eseri olmadığı gibi, fiili durumların meşruluk aracı da değildir. Gerçi, bu ayrım bazı durumlarda kolay anlaşılabilir açıklıkta ortaya konamaz ise de, bir çok durumda, ‘olgu’nun, hukuken olması gerekenle örtüşmediği basit bir gözlemle görülebilecek kadar belirgindir[1]. Olgu, çoğu zaman bir “oldu bitti”den ibarettir. Hukukun bir ‘oldu bitti’ olarak gösterilmesi, ‘olgu’ya önem verenler tarafından bile savunulabilir bir durum değildir. Denilebilir ki, hukuk, fiili durum(olgu) yadsındıkça ortaya çıkan ‘şey’dir. Ancak, bu ayrımın bir çok ciddi probleme de yol açabildiği, özellikle ‘teamül’ anlayışına bağlı kalındıkça, sorunların daha da çetrefilleştiği görülmektedir. Teamül kısaca, belirli bir süre boyunca tekrar edilen ve uyulması zorunlu olan pratik(uygulama), anlamına gelmektedir. Tanımdan da kolayca anlaşılacağı üzere, ‘pratik’(uygulama) gibi, ‘zorunluluk’ta(opinio juris) gerçekte salt bir fiili durumdan ibarettir. Şimdi soru açıktır: Nasıl olur da, hukuk idesi, fiili durum yadsındıkça ortaya çıkan bir “şey” olmasına karşın, bir pratik, sadece vuku bulduğu için uyulması zorunlu hukuk kuralı haline gelebilir? 8 Ocak 2011 Cumartesi
Anayasa hukuku kavramları üzerine II anayasa teamülü
Hukuk ile olgu(fait) arasındaki ilişki eskiden beri hukuk teorisinin gündemindedir. Hukuk üzerine düşünüldüğünde ‘olan hukuk’ ve ‘olması gereken hukuk’ arasında yapılan ontolojik ve semantik ayrım öne çıkmaktadır. Olgu üzerinde düşünüldüğün de ise, hukuk ve teamül ayrımı önem kazanmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, hukuk, fiili durumların eseri olmadığı gibi, fiili durumların meşruluk aracı da değildir. Gerçi, bu ayrım bazı durumlarda kolay anlaşılabilir açıklıkta ortaya konamaz ise de, bir çok durumda, ‘olgu’nun, hukuken olması gerekenle örtüşmediği basit bir gözlemle görülebilecek kadar belirgindir[1]. Olgu, çoğu zaman bir “oldu bitti”den ibarettir. Hukukun bir ‘oldu bitti’ olarak gösterilmesi, ‘olgu’ya önem verenler tarafından bile savunulabilir bir durum değildir. Denilebilir ki, hukuk, fiili durum(olgu) yadsındıkça ortaya çıkan ‘şey’dir. Ancak, bu ayrımın bir çok ciddi probleme de yol açabildiği, özellikle ‘teamül’ anlayışına bağlı kalındıkça, sorunların daha da çetrefilleştiği görülmektedir. Teamül kısaca, belirli bir süre boyunca tekrar edilen ve uyulması zorunlu olan pratik(uygulama), anlamına gelmektedir. Tanımdan da kolayca anlaşılacağı üzere, ‘pratik’(uygulama) gibi, ‘zorunluluk’ta(opinio juris) gerçekte salt bir fiili durumdan ibarettir. Şimdi soru açıktır: Nasıl olur da, hukuk idesi, fiili durum yadsındıkça ortaya çıkan bir “şey” olmasına karşın, bir pratik, sadece vuku bulduğu için uyulması zorunlu hukuk kuralı haline gelebilir?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)